0




Görünüşü börülceye benzeyen, lezzeti kendine özgü olan bu sevimli bakliyatla sizi hemen tanıştırayım:
Maş fasulyesi!

Biz zaten tanışıyoruz diyenler de olacaktır mutlaka, ama ben yeni tanıştım. Adını daha önce duyduğum, ama neye benzediğini ve tadını bilmediğim bir bakliyattı. Geçenlerde kargoyla gelen bir koliden çıkanlar arasında yer alan bir paket maş fasulyesine işte bu yüzden çok sevindim. Üstelik organikti, yani maşın gerçek tadını öğrenebilecektim:)

Pekmezli muffin yazımdan sonra "Sade" markalı organik ürünler firmasından Ali Bey'den bir mail almıştım. "Kirli ve büyük şehirde insanlar biraz olsun düzgün birşeyler tadabilsinler diye" organik gıda ürünleri satışı yaptığını, bana da ürünlerinden birkaç örnek göndermek istediğini yazmıştı. Bir süre sonra Ali Bey'den katıldıkları bir fuar nedeniyle kargonun geciktiğini belirten çok nazik ikinci bir mail aldım. Geçen Salı akşamı eve gelince de anneme bir kargo beklediğimi, muhtemelen ertesi gün geleceğini söyledim. Tam yemeğe oturmak üzereydik ki kapı çaldı ve evet, beklenen paket geldi:) Yemek sonrasına kadar sabredemeyip hemen açtım tabi! İçinden çıkanları tek tek inceleyip birkaç sefer "ne güzel! ne güzel!" dedikten sonra annemin "küçücük şeylerle mutlu olurmuş benim kızım!" diyen sesiyle kendime geldim. Oyuncak hediye edilmiş küçük çocuklara benziyordum sanırım o halimle:) "küçük şeyler değil, önemli şeyler bunlar!" dedim anneme, böyle bir hediye alıp da mutlu olunmaz mı?


Pakette maş fasulyesinden başka; kepekli bulgur, yeşil mercimek, üzüm pekmezi, biber salçası, yaprak sarma, mor fesleğen, kekik ve deniz tuzu da vardı. En çok hangisine sevindim dersiniz? İncecik öğütülmüş ve üstelik tertemiz deniz tuzuna! Aktarda da bulabiliyordum ama oldukça iri parçalı olduğu için sadece sulu yemeklere (ve ancak yıkadıktan sonra!) atabiliyordum. Diğer ürünleri de en kısa sürede denemek istediğimden hemen neler yapabileceğimi düşünmeye başladım. İlk olarak maş fasulyesini denemek istiyordum ama onunla ne yapılabileceğini bilmiyordum. Evdeki kitaplara da göz atıp bir tarif bulamayınca, bilse bilse Tijen abla bilir diye düşünerek ona mail atmaya karar verdim. Tam yazmaya başlayacakken sevgili Mine, Yemekbiz mail grubumuza maş fasulyeli salata tarifi göndermesin mi! Nasıl bir telepati kurduysak? :) Mine'nin de Vatan gazetesinden aldığını söylediği tarifi hemen ertesi gün denedim. Annem önceden maşları haşlayıp soğumaya bırakarak benim için hazırladı, ben de eve gidince salatayı yaptım. Tam bir bahar salatası oldu, teşekkürler Mineciğim!



Daha sonra sadece bol protein ve lif içerdiğini bildiğim maş fasulyesi hakkında biraz daha bilgi edineyim diye internete göz atınca Tijen ablamın daha önceki internet sayfasında zaten bahsettiğini gördüm. Şöyle demişti: "Güneydoğu Anadolu mutfağında çok kullanılan, ufak, yeşil bir fasulye türü. Akdeniz Bölgesi'nde de Toroslarda yetişiyor ve 'cin börülcesi' adıyla biliniyor. Maş fasulyesiyle piyaz ve çorba yapabilir, pilavlara ekleyebilir ve filizlendirebilirsiniz. Çin mutfağında da kullanılan maş fasulyesi eski zamanlarda hastalık tedavisinde bile kullanılırmış."

Salata tarifini paylaşmak istiyorum, maş fasulyesini sanırım doğal ürün dükkanlarında ya da varsa büyük marketlerin organik gıda reyonlarında bulabilirsiniz. Sade'nin ürünlerine de yine oralarda rastlamanız mümkün (diğer ürünlerini görmek için Sade'nin web sitesine göz atabilirsiniz, çok ilginç ve hoş ürünleri var).

Ben yarım ölçü yaptım, buna rağmen 4 kişilik bir salata oldu. Eğer yanında başka birşey yemeyecekseniz 2 kişilik de olabilir. Kendi yaptığım ölçülerle yazıyorum:

- 150 g maş fasulyesi
- 1 adet domates
- 1/4 demet maydanoz
- 2 adet taze soğan
- 5 yaprak roka
- 1 tatlı kaşığı kekik
- Zeytinyağı, narekşisi, limon suyu, tuz

Maş fasulyesi yumuşayıncaya kadar haşlanır (yaklaşık yarım saat sürüyor, önceden ıslatmaya gerek yok). Ilındıktan sonra doğramış yeşillikler, domates ve sosla harmanlanır. Tarifte tere de vardı ama ben evde olmadığı için eklemedim. Kekik Sade'nin organik kekiğiydi, salataya harika bir aroma verdi! Unutmadan, gazetede bu salatanın "şeker düşürücü" olduğu belirtilmiş...

Ali Bey'e de yazdığım gibi, organik ürünlerin yaygınlaşması, her yerde ulaşılabilir olması ve elbette hesaplı olması en büyük dileğim... Ben küçük bir kentte yaşıyorum ve nispeten şanslıyım belki ama herkes en taze, en doğal ve sağlıklı yiyeceklere ulaşma şansına sahip değil... Hatta ben bile pazardan aldığımız sebzelerde meyvelerde eski lezzetleri bulamıyorum. Köylü teyzelerden aldığımız kuru meyveleri bile eskisi kadar içim rahat olarak yiyemiyorum. Markette organiğini bulursam onu tercih ediyorum. Ninelerimizin, dedelerimizin beslendiği şekilde beslenme şansına malesef (yaşadığımız topraklardan nihayet zehirli varillerin de çıktığı şu saatten sonra!) artık hiçbirimiz sahip değiliz... Yine de sanıyorum ki insanlar sağlıklı gıdalar, Arzu Aygen'in o güzel deyimiyle "gerçek yiyecekler" talep ettikçe, ve bu talepte ısrarlı oldukça organik / ekolojik ürünler yaygınlaşacak ve daha çok mutfağa girecekler. Özellikle büyük kentlerde yaşayanlar ve organik ürünlere ulaşma imkanları olanlar giderek daha fazla bu ürünleri tercih ediyorlar, özellikle çocuklarını tamamen organik ürünlerle büyütmeye çalışan anne-babaların olduğunu biliyorum. Bunlar oldukça güzel gelişmeler herşeye rağmen...

Salatanın yanına bir de makarna yaptım...
İtiraf etmek gerekirse makarnanın tek bir bahanesi vardı: mor fesleğen! Nasıl bir lezzet vereceğini çok merak ediyordum ve üstelik fesleğenli makarna yemeyeli çoook uzun zaman olmuştu. Yarım paket fettucine'yi (yumurtalı uzun erişte) al dente haşladım; diğer yandan robotta birkaç dal roka, maydonoz, 1 tatlı kaşığı fesleğen, 2 diş sarımsak ve 2 kaşık kadar zeytinyağını karıştırdım. Biraz da çamfıstığı kavurdum tavada, annemin yeşil zeytinlerinden birkaç tanesini dilimledim. Hepsini harmanladım makarnayla. Koydum yanına bir kase de salata, sonrasını hatırlamıyorum:))



Mor fesleğen için, mutfaktan saatlerce kokusu çıkmadı desem bile yeterli sanırım! Bir demet taze fesleğen kullansam ancak bu kadar lezzetli olabilirdi. Tazesinin verebileceği kadar güzel bir aroma verdi makarnaya...

Son olarak, bir de organik biber salçasını denedim. Pazar günü gelen misafirlerimiz için Cumartesi gecesi hazırladığım mercimek köftesine koydum. Kavanozu açınca duyulan nefis biber kokusu lezzetin habercisiydi zaten... Sonuçta bir gece buzdolabında dinlenen köfteler ertesi gün gerçekten lezzetli olmuşlardı, biraz da özlenmişler miydi ne? :)

Yavaş yavaş vakti geliyor, salatalar, zeytinyağlılar, soğuk mezeler mevsiminin..
Ve onların eşlik edeceği uzun sohbetlerin, keyifli sofraların!
Aslında yaz salataları var daha bahsetmek istediğim, bugünlerde pazarlara teşrif etmeye başlayan çoook özlenmişlere kavuşuldu çünkü!
... ama onlar da sonraki yazıya kalsın.

Yorum Gönder

 
Top